Bir yılı atlamışım

22 Ocak 2012 – 22:49

Son iki yıldır sık sık “blogunuzu takip ediyordum, neden artık yazmıyorsunuz” sorusuyla karşılaştım. Tabi ki yazdıklarımın takip edildiğini duymak hoşuma gitti, ama  yazmayı bu kadar ihmal ettiğim için de her soruda biraz canım sıkıldı. Bugün artık yeniden başlamamın zamanı geldi diye wordpress’in başına oturdum, ve son yazımın tarihine baktığımda blogumu güncellemeyi ihmal ettim düşüncesinin epey iyimser olduğunu farkettim – tam bir buçuk yıldır hiç bir şey yazmamışım! Söyleyecek bir şeyim kalmamış olsa sürekli yazacak bir şey aklıma gelmezdi; sanırım başka şeylerin araya girmesi yüzünden zaman bulamadım.

Araya giren şeylere bir örneği aşağıda veriyorum.

Oğlumun ilk saç tıraşı

Bugünden sonra blogumda yazmaya devam edeceğim. Eğer takip ediyorsanız, bana lütfen iletişim formundan ya da twitterdan (caglar_erol) ulaşarak ne hakkında yazmamın sizin için ilginç olacağını söyleyin — böylece blogumu aktif tutmak için bana çok yardım etmiş olursunuz.

Global marka olmak ve kendine güven sorunu

16 Temmuz 2010 – 14:10

Az önce Facebook’ta Ömer Ekinci‘nin sorularını ve arkadaşlarının yanıtlarını gördüm. Sorular şöyle:

  1. Türkiye’nin neden global markası yok?
  2. Türkiye’nin neden global başarı sağlamış bir web girişimi yok?

Bu soruları daha önce de çok duydum; çoğu Türk zaman zaman bunu düşünüp üzülür, ve bu sorulara herkesin kendince yanıtı vardır. Beni asıl düşündüren, bu sorulara verilen yanıtların çoğunun ciddi bir kendine güvensizlik taşıyor olması. Yanıtların bazılarını kopyalıyorum:

“Türkiye’de global düşünen pek fazla insan yok çogu kişi günü kurtarma amaçlı girişimlerde bulunuyor”

“Global markamız yok çünkü özgün olmayı tam öğrenemedik”

“Çünkü ne gerçek anlamda bir teknoloji veya katma değer geliştiriyoruz, ne de geliştirenlerle içli dışlı çalışıp feyz alıyoruz”

Web girişimi üzerinden kendimce bu soruya yanıt vermeye çalışayım. Global bir web girişimi yapmak deyince asıl anladığımız aslında Amerika, belki biraz da Avrupa pazarında iş yapmak. Yoksa şu aşamada kimsenin Arap dünyasına, Rusya’ya, Çin’e baktığını sanmıyorum. Ülkemizde özellikle son dönemde sürekli yeni ve bence çok güzel web projeleri ortaya çıkıyor. Fikir yönünden tabi ki eksiğimiz var, eğitim sistemimiz mutlaka yaratıcılıkla ilgili yönlerimizi törpülemiş oluyor, buna ben de inanıyorum, ama yine de “günü kurtarma amaçlı”, “özgün olmayı öğrenememek” vb yorumlar, bir incelemenin sonucu değil, kendine duyulan ve bence “haksız” bir üzüntüyü ve hatta kızgınlığı gösteriyor.

Peki bu durumda asıl sorun nerede?

Asıl sorun, piyasanın derinliğiyle ilgili. Yine her zamanki odak noktamıza, Amerika’ya bakacağız. Bu ülkede kimsenin “global”  olma amacıyla bir işe başladığını düşünmüyorum. Önemli olan Amerika pazarıdır, gerisi sonra gelir. Bakın, bizde aynı şeyi yaptığımızda günü kurtarmaya çalışıyor oluyoruz, halbuki orada da hedef aynı. Fark şu: bizim  pazarımız çok küçük, büyüme potansiyelimiz çok sınırlı. Bunun bir adım ötesindeki sorun, başlangıç noktasında yaşanıyor. Türkiye’nin ciddi bir sermaye eksiği var. Ülkemizdeki milyarder sayısı, Amerika, Almanya, İngiltere gibi ülkelerle yarışacak seviyede (ki bence utanılacak bir durum, ama bu ayrı bir konu). Fakat milyoner sayısına baktığımızda, onların onda, yirmide biri sayılar görüyoruz. Bizim ortalama gelirimiz, bu ülkelerin çok çok altında. Dolayısıyla harcamalar, birikimler de aynı şekilde çok küçük.

Her projenin büyümesi için bir para desteği lazım. Garajda kurulduğunu hikaye olarak sürekli okuduğumuz dev şirketlerin her birinin daha başlangıç aşamasında arkasında milyonlarca dolarlık yatırım var. Eğer fikir iyiyse, Amerika’da ya da Avrupa’da para bulmak o kadar zor değil. Bunun sonucunda, parayı bulduktan sonra harcamayı bilen yöneticiler de çok fazla. Yani iyi bir fikri büyütmeyi bilen bir know-how, sermayenin varlığıyla birlikte oluşmuş durumda. Piyasanın derinliği de, iyi projelerin kısa sürede para kazanmasını, para kazanmasa bile çok uzun süre ciddi yatırımlar alarak büyük tanıtım harcamalarıyla, büyük ekiplerle yaşamasını sağlıyor.

Yani soruya yanıtım şu: Türkiye’de projelerin büyümesinin önünde sermaye sorunu var, fakat yavaş yavaş hem yerli hem yabancı sermayenin Türk internet sektörünü keşfetmesiyle bir kaç yıl içinde çok daha büyük ölçekli işler çıkarıyor olacağız.

Ülkemizin çok daha temel sorunu, kendine güven sorununu aşmak için ise çok daha uzun bir süre gerekiyor.

İyi tasarımcı nedir?

13 Temmuz 2010 – 10:14

Uzun süredir Enuygun.com‘un ön yüzünü tamamen yenilemeyi planlıyoruz. Hatta bu konuda web tasarımı konusunda uzman, çok iyi projelere imza atmış tasarımcılarla üç kez çalışmaya da başladık. Ama her üçünde de tasarım konusunda aynı düşünmediğimizi gördük ve sonlandırdık. Şu an bir dördüncü tasarım denemesi için görüşmekte olduğumuz tasarım firmasıyla  henüz referans değerlendirme aşamasında çok temel bir sorunu fark ettim: İnternete yönelik şık çalışmalar yapan, görsel ve yaratıcı gücü yüksek bir tasarımcı, gerçekten iyi web tasarımcısı olmayabilir.

Görüştüğümüz şirketin bazı referansları dev kuruluşlar: büyük bankalar, sigorta şirketleri,  telekom firmaları vs. Yaptıkları web siteleri de gerçekten göze çok hoş gelen, tasarım kurallarına uygun görünümlü, uyumlu renkler kullanılmış siteler. Ama bunlar, “geleneksel” şirketlerin internetteki izdüşümleri. Amaçları yalnızca geleneksel çalışma sistemlerini internet üzerinde de tanıtmak. Ziyaretçiye bilgi vermek, bunu da çok güzel görünen bir şekilde yapmak. Şu an Türkiye’deki bir çok tasarım firması, bu konuda çok başarılı işler yapıyorlar.

Diğer taraftan internet sitesi, şirketin tek varlığıysa, yani hizmet internet üzerinde gerçekleşiyorsa, tasarım bambaşka bir konu halini alıyor.  Böyle sitelerde tasarım, kullanıcıya hoş görünen bir site oluşturma amacını aşarak, kullanıcıya “çekici” gelme, ona bir mesaj verme, onu bazı sayfalara / formlara doğru şekilde yönlendirme amacıyla kullanılıyor. Somut örnek vereyim: Enuygun.com’a gelen ziyaretçiler, uçak bileti almak için geldilerse, onlara en basit şekilde uçak bileti karşılaştırması yapacak formu göstermek, karşılaştırmayı en kolay şekilde yapmalarını sağlamak, bu süreçte dağılmalarına engel olmak, mümkünse rezervasyon ve satış sayfalarına ilerleyerek satın alma işlemini gerçekleştirecek bir tasarım sunmak zorundayız. Ya da kredi sayfasına gelen bir kullanıcı, burada kendisine en uygun kredi hesaplama işlemini yaparken görsellere boğulmamalı, farklı butonlar arasında kaybolmamalı.

Sonuçta bu gibi sitelerin tasarımını yapmak, yaratıcılığın ve görsel gücün yanında çok ciddi bir tecrübe gerektiriyor. Bir saatlik bir brief’le yapılan tasarımlar, göze hoş gelen, ama ticari açıdan hiç bir işe yaramayan sonuçlar doğuruyor. Bir tasarımcıdan bu tecrübeyi beklemek belki doğru değil, ama tasarım şirketlerinde mutlaka yaratıcı yönü olan-olmayan, ama kullanışlılık konusunda tecrübeli insanlar olmalı, ve bu insanlar tasarımın her aşamasında ilgili şirketle sürekli iletişim halinde olmalı. Tasarım boyunca o şirketin kendi işindeki tecrübelerinden ve yönlendirmelerinden sürekli yararlanmalı: Bir sayfadaki bir butonu koyduğunuz yerin satışları %20 artırdığını, o şirkette çalışmayan bir tasarımcı, dünyanın en iyi tasarımcısı olsa bile bilemez.

Yalnızca  internet üzerinde çalışan şirketlerin tasarım ihtiyacı, bugün bile bu tarz bir hizmeti sunan bir kaç tasarım şirketinin büyümesini sağlayabilir.

Klon Savaşları’na ek: Nifak tohumu

05 Mayıs 2010 – 21:22

Son dönemin sıcak konusu toplu satın alma siteleriyle ilgili artık abartısız her gün bir ya da iki yeni girişim haberi alıyorum. Daha önce yazdığım gibi benim de çok yakından takip ettiğim bir alan, tabi  henüz (?) somut bir adım atmadım. Ama Türkiye’de sektörde zaten az sayıda olan “önde gelen isimler”in önemli bir kısmı ayrı ayrı bu işe giriyor gibi görünüyor. Sanırım bir kaç ay sonra sektördeki bilinen isimlerin ciddi bir kısmı, birbiriyle bu alanda rakip olacak.

Bunun bir yan sonucu olur mu diye merak ediyorum: Gerçekten rekabetçi bir alanda rakip olan insanların başka konularda işbirliği yapmaları bundan sonra çok da kolay olmayabilir. Farklı alanlardaki olası işbirlikleri, bu kişilerin bu konuda rekabet ediyor olmaları yüzünden darbe yiyebilir. Sakın, diyorum, bu iş modeli Türk internet sektörüne nifak tohumu sokmak isteyen dış güçlerin işi olmasın?

Not: son cümleyi kimsenin ciddiye almayacağına eminim ama yine de ciddi değilim diye uyarayım. Diğer taraftan rekabet konusundaki tahmin mümkün gibi geliyor; umarım yanılıyorumdur.

Klon savaşları: Groupon modeli Türkiye’de iş yapacak mı?

27 Nisan 2010 – 16:46

Groupon’un 2009 yılı Ocak ayında 100  bin dolar cirodan 2010 yılı Ocak ayında 10 milyon dolar ciroya, kuruluşundan sadece 18 ay sonra 1,35 milyar dolar değerlemeye ulaşması, internet dünyasındaki herkesin ilgisini bu modele çekti. Bunun sonucu olarak da Groupon klonları tüm dünyada hızla yayılmaya başladı. Ben de Ocak ayından beri bu modeli ilgiyle izliyorum. Ve bir çokları gibi ben de gerçekten ABD dışında işleyecek bir model mi olacak, yoksa farklı ülkeler için sadece balon mu diye soruyorum.

Ocak ayından beri izlememin nedeni, Türkiye’deki gelişmelerden çok, ister istemez yakından takip ettiğim Almanya / Avrupa pazarında olanlar… Almanya’da bu alanda gerçekten çok ciddi bir rekabet var. Bildiğim kadarıyla bu ülkede şu an 20’nin üzerinde Groupon klonu var, ve bu sayı sürekli artıyor. Tabi aralarında şimdiden bazıları batmış durumda. Rekabette şu an iki girişim öne çıkıyor: Samwer Kardeşler‘in girişimi CityDeal, ve Stefan Glaenzer, Michael Brehm ve Jochen Maaß’ın kurduğu DailyDeal. CityDeal, Ocak ve Mart aylarında iki turda toplam 9 milyon Euro‘luk yatırım aldı ve Almanya dışında Fransa, İngiltere, İspanya, Polonya, ve son olarak da Türkiye‘de aynı modeli hayata geçirdi. DailyDeal da buna karşılık Nisan ayı başında 7 milyon Euro‘luk yatırım aldı, ve ciddi bir rakip olduğunu gösterdi.

Bu iki sitenin Almanya trafiğiyle ilgili Alexa grafiği, rekabeti kabaca gösteriyor:

Türkiye’de bu konuda son bir kaç aydır çok konuşuluyor, ve yavaş yavaş bazı örnekler piyasaya girdi bile. İlk olarak Kipru Nisan ayında büyük şehirlerde mütevazı bir başlangıç yaptı. Geçtiğimiz hafta CityDeal, Sehirfirsati.com ile Türkiye pazarına giriş yaptı. Bugünlerde Grupanya, davetiyeye hediye yöntemiyle üye toplamaya başladı. Bildiğim kadarıyla yakında Grubal, Ekoloni gibi girişimler de başlayacak. Bunlardan (ya da henüz bilmediğim yenilerden) en az bir tanesinin ciddi bir yatırımla ilerleyeceğine, ve Türkiye’de bu konuda iki büyüğün rekabet edeceğine inanıyorum.

Diğer taraftan bu kadar çok rekabetin olduğu bir alanda nasıl para kazanılacağı da ayrı bir konu. İngiltere’de 2009 yılı sonunda kurulan Snippa, bu alandaki ilklerdendi. Mart 2010’da batan Snippa’nın öyküsünü, kurucusu Tim O’Shea‘nın ağzından Techcrunch’ta okuyabilirsiniz. Benzeri öyküleri, diğer ülkelerde de göreceğimize kuşkunuz olmasın. Bu model, ciddi şekilde “para gerektiren” bir iş. Sistemi kurmak kolay, ancak işletmek, anlaşma oluşturmak, doğru şirketleri ve ürünleri seçmek çok zorlu bir iş, ve bunun için de paranızın ve büyük bir ekibinizin olması gerekiyor. Citydeal’in Almanya’da farklı şehirlerde sadece “deal” bağlamaya çalışan yüzlerce çalışanı olduğunu biliyorum. Ayrıca davet ettiğiniz ve satın alma yapan her üye için size 6 Euro “hediye” ediyorlar (SehirFirsati sanırım 6 lira hediye ediyor). Güçlü markayı oluşturmak için güçlü markalarla (Starbuck’s, McDonald’s, Aral gibi) çalışma zorunluluğu da ekstrası. Türkiye’de indirim kuponu sistemi o kadar bilinen bir sistem değil; insanlara bu oldukça yeni bir model olarak gelecek. Kabul görüp görmeyeceğini de zaman gösterecek.

Sanıyorum 2010 yılı, internet sektöründe özellikle bu alandaki rekabeti izleyeceğimiz bir yıl olacak. Hepsine şimdiden başarılar: işleri gerçekten zor, ama başardıklarında mükafat çok büyük olacak…

PHP Yazılımcı arıyoruz

24 Şubat 2010 – 11:04

2010’la birlikte Enuygun.com‘un büyümesi daha da hızlandı. İki aydır bankalar, sigorta şirketleri ve diğer şirketlerle yeni projeler geliştiriyoruz, ve çok heyecanlıyız. Tabi bu projelerle birlikte iş yükü de ciddi şekilde artıyor. İşte bu artan iş yükümüzde bize yardımcı olmak üzere ekibimize PHP yazılımcı arıyoruz.

  • PHP ile proje geliştirmiş,
  • mySQL‘den anlayan,
  • Anadolu yakasında oturan,
  • ve yoğun çalışma temposuna hazır adaylar, özgeçmişlerini kariyer at enuygun nokta com adresine gönderebilirler.

Proje iş planı nasıl olmalı

02 Şubat 2010 – 16:20

Bana ulaşan ve görüşüm ya da değerlendirmem istenen proje iş planlarında (ağız alışkanlığıyla business case diyoruz) çoğunlukla aradığım şeyleri bulamıyorum, ya da orada olsalar da çok dağınık-detaylı-yüzeysel buluyorum. Son dönemde bir şekilde bazı formatların yaygınlaşmasıyla daha anlaşılır planlar gelmeye başladı, ama yine de hala çoğu plan fazla eksik geliyor. İş planı, projenin özet sunumuyla birlikte, ilgili kişiler için önemli bir değerlendirme kriteridir, o nedenle bu dokümanın dikkatli hazırlanmasında fayda var.

Ben kendi iş planımı Excel‘de hazırlıyorum. Kullandığım temel bir format var, ama farklı işlerde farklı şekilde adapte edebiliyorum. Yaptığım şey aslında tam olarak 5 yıllık gelir / gider planı, ve bunun detaylandırılması.

Öncelikli olarak, iş planının merkezinde mutlaka bir Gelir Tablosu oluşturuyorum. Gelir tablosunu da çoğunlukla önümüzdeki iki yıl için aylar bazında, sonraki üç yıl için de çeyrek yıl ya da yıl olarak gösteriyorum. Gelir tablosu standart bir gösterim, ve okuması da alışkın bir göz için çok kolaydır, o yüzden çok iyi bir referans olur. Ama Gelir Tablosu’nun içinde hiç bir hücreye doğrudan sayı girmem: her bir hücre, başka sayfalara linklidir.

Daha sonra, projenin gelir ve giderini bağlayacağım temel bir gösterge bulmaya çalışıyorum. Bu da çoğunlukla site için öngördüğüm ziyaretçi/üye/vs sayılarıdır. Elimden geldiğince, tüm gelirleri ve giderleri bu temel değere bağlamaya çalışırım. Tabi bu ziyaretçi sayılarını da pazarlama bütçesine bağlamak gerekir. Dolayısıyla aslında ilk yaptığım şey, aylara bağlı olarak pazarlama harcamalarını, buna bağlı olarak da ziyaretçi sayılarını göstermek olur.

Temel sayıları oluşturduktan sonra işim çok kolaylaşır. Öncelikle her bir gider başlığı ve gelir başlığı için ayrı ayrı sayfalar oluştururum. Pazarlama (ki en başta oluşturmuştum), personel, operasyonel giderler, reklam gelirleri, diğer gelir başlıkları kendi özel sayfalarında yer alır. Bunlardan ziyaretçi sayılarına bir katsayıyla bağlayabildiklerimin tamamını bağlarım. Örneğin reklam gelirinde ziyaretçi sayısını belirli bir sayfa gösterim katsayısıyla çarpar, onu da her ay için farklı bir CPM değeriyle ve reklam kullandırım oranıyla çarparım. Eğer bu olmuyorsa, içeride bazı linkler kurarım: Operasyonel giderlerin bazı kalemlerini personel sayısına bağlamak gibi. Tabi ki her şeyi birbirine bağlamak mümkün değil, ama olabildiğince çok sayıyı bağlarsanız, daha sonra bir değişiklik yapmak, farklı senaryoları test etmek istediğinizde, yalnızca bir kaç kalemle oynamanız yeterli olacaktır.

Burada dikkat etmek gereken nokta, Gelir Tablosu’nda sütunlarda kullandığımız zaman formatını diğer tüm sayfalarda aynı şekilde koymak. Yani 12 ay, sonra 1 toplam sütunu, sonra 12 ay, 1 toplam sütunu şeklinde gidiyorsak, formüllerin doğruluğu için tüm sayfalarda bunu yapmalıyız. Böylece her sayfadaki formülleri birbirlerine bağlamak için uğraşmamıza gerek kalmaz, ve sayfa ve hücre sayısı çok arttığında hata yapma olasılığımız azalır.

Bu dokümanı gönderdiğiniz çoğu insan için yalnızca bir iki sayfa gerçekten ilgi çeker. Ama kesinlikle herkesin aşina olduğu Gelir Tablosu’nu ön planda tutmak, yakın zaman için aylar detayında vermek, ve inceleyen kişinin de belli sayılarla oynayarak kendisine göre senaryoları test etmesini sağlamak, ne yapmak istediğinizin kolay anlaşılması için önem taşıyor.

24 Ocak…

24 Ocak 2010 – 15:33

Bugün yaşadıklarımızın nedenlerini Uğur Mumcu 80’lerde, 90’larda anlatıyordu. Bugünü daha iyi anlamak için okuyun: Rabıta, Tarikat – Siyaset – Ticaret, Gazi Paşa’ya Suikast, Kürt İslam Ayaklanması, 40’ların Cadı Kazanı, …

NuBridge’in ardından

22 Ocak 2010 – 16:36

1,5 günlük etkinlik bugün öğlen sona erdi, ben de sıcağı sıcağına düşüncelerimi paylaşayım istedim.

Öncelikle ve özetle, bence bu Türk internet sektörü için bir dönüm noktası. Gazetelerin de burada, burada ve burada yazdığı gibi, toplam 30 milyar dolarlık fon büyüklüğüne sahip VC’ler gelmişti. Wellington Partners‘tan Index‘e, Holtzbrinck‘ten 3TS‘e çok çok önemli yatırımcılar sektörün bir resmini çektiler. TechCrunch Avrupa‘dan Mike Butcher, Avrupa’da bir çok ülkeye bu kişilerle görüşmek için uçtuğunu, hepsinin aynı yerde bir etkinlikte toplanmasının son derece nadir bir olay olduğunu söyledi.  Yalnızca bu bile etkinliğin önemini anlatmak için yeterli.

Etkinlikte özellikle ilk gün yapılan sunular, Hepsiburada, Yemeksepeti, Bilyoner, e-kolay, Magnet, Nokta, Mynet gibi büyük oyuncularının kendilerini ve sektörü tanıtımları oldu. Onların hedefi yatırımcı bulmak değil, VC’lere piyasayla ilgili temel bilgileri sağlamaktı. Bunu da son derece verimli bir şekilde yaptılar. Hepsi iyiydi ama ben özellikle Nevzat‘ın ve Tümay‘ın sunumlarının dinleyiciler açısından çok bilgilendirici olduğunu düşünüyorum.

Akşamki kokteyl sırasında bir çok yatırımcıyla birebir sohbet etme olanağı buldum. Hepsi Türkiye piyasasından etkilendiklerini söylediler (gerçi başka bir şey söylemelerini beklemiyordum), ama daha çok hoşuma giden şey, bazılarının yatırım yapmaya ciddi şekilde niyetli olduğunu görmek oldu. Kokteyl bizim kendi içimizdeki iletişim açısından da önemliydi. Ersan‘ın (belki içkinin de etkisiyle :) ) dernek kurma heyecanını görmek keyifli oldu; gelecekteki bir internet yayıncıları derneğiyle ilgili ilk notu da böylece yazmış olayım.

Bugünkü sunumlar ise daha çok yatırım arayışına yönelikti. Golden Horn‘un şu an için “0 milyar dolar” değerindeki projesi Yoğurtistan‘ın ilk açık demosunu bu etkinlikte izleme fırsatı buldum. Bugün ben de Enuygun.com‘u sundum, ve yatırım yapmış olduğum Doktorsitesi, Tasit.com, Gelirortaklari da yatırımcılara kendilerini anlatma fırsatı buldular.

Böyle bir etkinliğin ardından hemen yatırım kararları alınması tabi ki fazla iyimser bir beklenti olur. Bu, önemli yatırımcıların Türkiye’yi, bu piyasayı tanımaya başlamaları için bir ilk adım oldu; bir çok kartvizit değişildi, şimdiden LinkedIn ve XING’den eklemeler başladı, yani hızlı bir iletişim sürecine girildi.  Pamir, böyle bir etkinliği bu kadar kısa sürede düzenleyerek bence çok önemli bir başarıya imza attı. Kendisinin ismini bundan sonra sektörde çok sık duyuyor olacağız. Ben kendi adıma bu etkinlik için Pamir’e bir de buradan teşekkür ediyorum.

NuBridge Angel Summit ve Venture Summit: Türk internet sektöründe yeni bir dönem başlıyor

08 Ocak 2010 – 15:07

nubridgevetureslogoİstanbul’da bu ay Türk internet dünyası için çok önemli iki etkinlik arka arkaya düzenleniyor. NuBridge Angel Summit (14-15 Ocak) ve NuBridge Venture Summit (21-22 Ocak). NuBridge Angel Summit, Avrupa’dan ve Türkiye’den melek yatırımcıların, NuBridge Venture Summit ise VC’lerin katılacağı bir etkinlik. Bizim yurtdışındaki bloglarda sürekli okuduğumuz, tanıdıklarımızdan duyduğumuz, nadiren de olsa katıldığımız türdeki bu etkinlikler, bu kez İngiltere’de yaşayan bir Türk, Pamir Gelenbe tarafından İstanbul’da düzenleniyor. Venture Summit’in destekçileri ise Sardis Capital, Golden Horn Ventures, NuBridge Ventures ve Webrazzi.

Bu organizasyonlar, Avrupa’daki yatırımcılara Türkiye’deki internet/teknoloji girişimlerini göstermemiz için önemli bir başlangıç olacak. Yatırımcılar için de Türkiye’yi tanımak için bir fırsat tabi ki; onlar için de ilerideki planlarına ekleyecekleri dev bir ülkeyi daha yakından tanıyor olacaklar.  Pamir

Hem yatırımcı hem girişim tarafındaki katılımcıların kim olduğuna bakınca, etkinliklerin önemi daha iyi anlaşılıyor.

Angel Summit’in melek yatırımcıları:

Venture Summit’in yatırımcıları:

Venture Summit’in girişimleri de Türkiye’de internet deyince akla gelen bazı en önemli siteleri ve şirketleri içeriyor:

Daha önce de bazı VC’ler ve melek yatırımcılar için ayrı ayrı küçük çapta organizasyonlar olmuştu, ama bu şekilde çoklu katılımcılı bir organizasyon benim bildiğim kadarıyla ilk kez gerçekleşecek. Bu etkinliklerin başarılı işbirlikleri için bir başlangıç olmasını diliyorum, ve İngiltere’den gelip etkinliği düzenleyen Pamir’i ayrıca kutluyorum.

Güncelleme: Pamir’den gelen maille yukarıdaki listede bazı eklemeler yaptım; liste, yazının ilk versiyonundan biraz daha kalabalık – ve etkileyici – oldu…