Yatırım arayan girişimcinin bilmesi gerekenler 2 – Değerleme

5 Haziran 2009 – 22:47

Önceki yazımda Michael Cann’a gelen bir ön protokolü aktarmıştım. Bu yazıda ilk maddeyle, değerlemeyle ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.

Bana “ilk değerleme nasıl yapılıyor” sorusu sorulduğunda, “yeni bir şirkette aslında temelde pazarlık yeteneğine bakar, herkesin kendi beklentisi vardır, internet girişimlerinde geçmiş on yıllık gelir ve karlılık rakamlarına bakarak bir değer hesabı yapılamaz” diyorum. Anlaşma başlangıcında, girişimcinin kafasında bir değer vardır, ve bunu yatırımcıya kabul ettirmeye çalışır, bunun için de bir çok varsayımdan yararlanır. Yatırımcı da kendi tecrübesi ve görüşleriyle, bu işin ne kadar olasılıkla ne kadar para kazanabileceğini değerlendirir, ve kendi risk algılamasına göre tamamen farklı bir değer üzerinden pazarlık edebilir. İlk yatırımda risk katsayısı oldukça yüksektir ve aslında bu bir tür kumardır.

Deneyimli melek yatırımcı Fred Wilson, kendi bakışını 1/3 kuralı ile açıklıyor:

(…) Anlaşmaların 1/3’ü gerçekten düşündüğünüz gibi gider ve harika kazançlar getirir. Bunlar genellikle 5-10x seviyesindedir. Bu anlaşmalarda girişimciler de çok iyi kazanç sağlar.

Anlaşmaların 1/3’ü yatay gider. İşe dönüşür, ama çok kazanç sağlayamazlar. Bu anlaşmalarda kazanç 1-2x seviyesindedir, ve kazancın çoğunu / hepsini de risk yatırımcıları alır.

Anlaşmaların 1/3’ü kötü gider. Kapanırlar ya da yatırılan paradan çok daha azına satılırlar. Bu durumda yatırımcılar, çok olmayan paranın hepsini alırlar.

Yani 1/3 kuralını alır ve bir risk sermayesi anlaşmasına uygularsanız, aslında risk sermayedarının bir değer pazarlığı yapmadığını görürsünüz. (…)

Bence bir risk sermayesi anlaşmasını bir borç ve opsiyon anlaşması olarak görmek daha doğru. Yatırımlarımızın 2/3’ünde borç tamamen, ve kalanında kısmen geri ödenir. Opsiyon ise anlaşmalarımızın yaklaşık 1/3’ünde ve muhtemelen yarısından azında ciddi bir şekilde devreye girer.

Cann’ın listesinin ilk maddesine geri dönelim:

  • Seeking $4 million on a $12 million pre-money valuation (Yatırım öncesi 12 milyon dolar değerlemeyle 4 milyon dolar yatırım aranıyor)

Pre-money valuation / Yatırım öncesi değerleme: Şirketin yatırım öncesi varsayılan değeri. Örnekle yola çıkalım: Bir A.Ş. kurdunuz, ve bir iş yapmaya başlıyorsunuz. Henüz bir fatura bile kesmemiş olabilirsiniz, ama yatırımcılara gittiğinizde şirketinize bir değer biçmeniz gerek. Böylece onlardan alacağınız para oranında hisseyi onlara vererek şirketin içine para girişini sağlayabilir, ve amaçlarınız için harcamaya başlayabilirsiniz.

Diyelim ki şirketinizin 300 hissesi var (üçe bölünebilir olduğu için bu sayıyı aldım). Siz, üstteki protokoldeki gibi, şirketinizin yatırım öncesi değerinin (yukarıdaki örnekteki gibi) 12 milyon dolar olduğunu söyleyerek, 4 milyon dolar aradığınızı belirtebilirsiniz. Burada sanki şirketin üçte birini öneriyor gibi bir algılama olabilir; ama bu değerlemeyi ve oranı kabul eden birisi şirkete yatırım yaptığında, şirket hisselerinin 4/12 = %33,3 değil, 4 / (12+4) = %25 hissesine sahip olur. Yatırımcıyı şirkete alırken, sermaye artırımı yaparsınız, ve bunun için yeni hisse basarsınız. Bu durumda 100 hisse basarsınız, ve siz 300/400 = %75, yatırımcı da 100/400 = %25 hisseye sahip olur, ve şirketin içine harcamalarınız için 4 milyon dolar girer. Şirketin yatırım sonrası değerlemesi / post-money valuation da 16 milyon dolar olmuş olur. Tabi bu değerlemeler, bir sonraki yatırımda tamamen değişebilir.

Cann, ilk maddeyi 12 milyon pre-money’e 4 milyon yatırımdan 4 milyon pre money’e 2 milyon yatırım olarak düzeltmiş. Ama siz yine de Türkiye’de ciro yaratmayan bir proje için 12 milyon dolar isterseniz böyle nazik bir düzeltmeyle karşılaşacağınız varsayımıyla hareket etmeyin.

Yatırım arayan girişimcinin bilmesi gerekenler 1 – Giriş

5 Haziran 2009 – 21:55

Görsel kaynak: www.sxc.hu/photo/1189105

Ty McMahan‘ın bozulan ekonomide bazı deneyimsiz girişimcilerin deneyimsiz yatırımcılarla yaptıkları “başarılı” ortaklıklarla ilgili şu çok öğretici blog yazısını okurken yatırım sözcüğünün son yıllarda nedense aşırı yoğun olarak kullanıldığı ülkemizde bu konuların ne kadar az detaylandırıldığını düşündüm. McMahan, yazısında melek yatırımcı Michael Cann‘ın kendisine gelen bir yeni girişimcinin sunduğu ön protokol dokümanı üzerinden yaptığı eleştirileri ve düzeltmeleri sıralıyor.

Bu konuda ben de blogumda hem kendi kısıtlı tecrübelerimden, hem okuduklarımdan faydalanarak Türkçe basit bir kaynak oluşturmak istiyorum. Bunu da McMahan’ın yazısı yani Cann’ın listesinden yola çıkarak yapacağım. İşler Amerika’da Türkiye’dekinden farklı gidiyor, hem tecrübeler, hem yatırımcılar ve girişimciler, hem de yasalar farklı; ama yine de bu başlıklar hakkında en azından fikir sahibi olmakta fayda var.

İlk yazıda Cann’ın kabul edilemez bulduğu ön protokolü aktaracağım. Sonra bir kaç kısa yazıda bu listelerdeki bazı maddeleri açıklamak ve yorumlamak istiyorum. Ama önce ön protokol’ün bir tanımını yapalım:

Term sheet / Ön protokol: Ön protokol, yapılması planlanan bir anlaşmanın içeriğiyle ilgili özet bilgileri maddeler halinde içerir. Bağlayıcılığı yoktur, anlaşma olması durumunda sonraki aşamalarda kaynak olarak kullanılır.

Fazla agresif bulunan ön protokol aşağıda. Kısmen Türkçeye çeviriyorum, ama birebir çeviri yapmaktan kaçınıyorum, düzeltmeleriniz olursa mutlulukla buraya eklerim:

  • Seeking $4 million on a $12 million pre-money valuation (Yatırım öncesi 12 milyon dolar değerlemeyle 4 milyon dolar yatırım aranıyor)
  • Multiple closes but no warrant coverage for early investors (– Başka bir yazıda açıklayacağım)
  • 1x liquidation preference (not participating) (– Türkçesini bilmiyorum, açıklayacağım)
  • Series A gets one board seat and the common stock elects the other two (A sınıfı hisseler bir yön kur üyeliği alırlar, adi hisse sahipleri diğer iki üyeliği belirler)
  • No covenants to restrict how money is spent (paranın nasıl harcanacağıyla ilgili bir sözleşme yapılmayacak)
  • No vesting (– Açıklayacağım)
  • Founder and CEO immediately starts paying himself a $225,000 annual cash salary (Kurucu ve CEO hemen yılda 225.000 dolar nakit maaş almaya başlar)
  • Founder and CEO will reimburse himself for $37,500 for legal expenses (Kurucu ve CEO yasal harcamalarda kullandığı 37.500 doları geri alır)
  • Option pool is 8.3% of the common stock (– Açıklayacağım)

Bu ön protokolü bir örnek olması için buraya aldım. Daha sonraki yazılarda maddelerin bazılarının üzerinden ayrıca geçerek kavramlardan sözedeceğim.

Görsel kaynak: stock.xchng

Günler ve yıllar

3 Haziran 2009 – 22:13

“Çocuk doğduktan sonra günler yavaş, yıllar çabucak geçer” demişlerdi. Kızım Yasemin doğduğundan beri günler çok hızlı geçiyor; geceler daha da hızlı geçiyor. Son yazımın üzerinden bir aydan fazla zaman geçmiş, bana dün gibi geliyor.

Blog yazmadığım bir ay boyunca bir taraftan Yasemin’le uğraşırken bir taraftan da Enuygun.com’u geliştirme çalışmalarına yoğunlaştım. Her iki tarafta da işler fena gitmiyor; biz kızıma alıştık, o da bize alıştı, yaşadığımız panikler ve uykusuz geceler epey azaldı. Enuygun.com’un ziyaretçi sayıları sürekli artıyor, bilinirliği ve güven de artıyor, ve bu da başvuru sayılarına yansıyor. Önceki hafta Kasko modülünü hayata geçirdik ve ilk olarak Garanti Bankası / Eureko Sigorta’nın hizmetini tanıtmaya başladık. Bugün TEB kredilerini yayına aldık. İki büyük bankayla daha bu ay içerisinde çalışmaya başlayacağımıza inanıyorum. ADSL’nin yeni oyuncusu Doping / Millenicom, dünden beri yayında, ve ilk başvurular gelmeye başladı bile.

Günler hızlı geçiyor, yani benim hem eve hem işe daha yoğun zaman ayırmam gerekiyor. Ama bu da çok keyifli bir süreç. Şimdi gidip kızımla ilgilenmem gerek, bugün bir türlü uyumadı. Dönebilirsem uzun süredir aklımda olan bir konuda yazacağım. Olmazsa da artık başka zaman tamamlarım. :)

Tatil günleri iş görüşmesi ayarlamayın

1 Mayıs 2009 – 09:27

Yakın zamanda Erden, eleman arayışında mülakatlara adayların yaklaşık %20’sinin geldiğini (gelmediğini değil, geldiğini) söylediğinde pek de ihtimal vermemiştim. İki haftadır “Ön muhasebe sorumlusu” pozisyonu için görüşmeler yapmaya çalışıyorum. Gerçekten de, mülakata çağırdığım kişilerin önemli bir kısmı, haber vermeye gerek duymadan mülakata gelmiyor. İş günü bunu pek dert etmiyorum, sonuçta yapacak bir sürü şey var. Ama hafta sonu ve tatil gününe görüşme ayarlama hatasına düşünce insanın canı gerçekten sıkılıyor. Bugün 1 Mayıs, ben bu yazıyı boş ofiste yazıyorum. Evde kızımla oynamak dururken görüşmeler için buraya geldim, ve şu ana kadar (saat 10:30) gelmesi gereken 2 kişi de teşrif etmedi.

Bu kişilerin başvurduğu diğer pozisyonları bilebilsem, kesinlikle ilgili şirketleri onlarla ilgili uyarırım.  Yeni nesil kariyer sitelerinin “mülakata gelmedi haber vermedi”den daha iyi bir yaptırım/bildirim seçeneği sunmalarında fayda var.

Bu arada geçtiğimiz Cumartesi de ben ofiste görüşmeye gelmeyen kişileri beklerken, bu konuyla ilgili FriendFeed’de çok güzel bir tartışma oldu; özellikle İpek Aral Kişioğlu’nun bu konudaki yorumlarını mutlaka okumanızı öneriyorum.

“O proje” geliyor

17 Nisan 2009 – 21:01

Bugün Golden Horn Ventures‘ın ikinci kez düzenlediği “Annual International Venture Capital in Emerging Markets” konferansına katıldım. Bu gibi konferansları, özellikle sektörden bir çok ismi birarada görebildiğim ve yeni haberler alabildiğim için seviyorum. Bu kez de konferans salonunda geçirdiğim zamandan çok daha fazlasını dışarıda insanlarla sohbet ederek geçirdim.

GoldenHornVC

cember.net’te gerçekleştirdiğimiz başarılı gelişim ve çıkış süreciyle bir çok Türk girişimciye örnek olduğumuz için özel bir gurur duyuyorum, ve bu örneğin ülkemizde bir çok yeni projenin çıkışı için bir umut olduğunu düşünüyorum. Ama bu yeterli değil. Yoğurt’un kurucusu Cemil Türün’ün de doğru şekilde vurguladığı gibi, Türkiye’de internetin daha hızlı gelişimi, dünya çapında projelerin çıkabilmesi için, tüm dünya çapında başarı kazanmış bir “örnek proje”ye ihtiyacımız var. Orkut gibi değil, gerçekten Türkiye’de doğmuş büyümüş ve dünyaya yayılmış bir projeye. Bugünkü etkinlikte, işte o projenin geldiğini düşündüren insanlarla konuştum.

logo_yogurt11- Yoğurt: Cemil Türün, panelde yine çok keyifli bir konuşma yaptı. Myspace’in dünyada ciro yaptığı 9 ülkeden birinin Türkiye olduğunu, ve Türkiye’nin bu ülkeler arasında 5. sırada olduğunu, Google’ın Dublin ofisinde Türkiye için çalışan 85 kişinin istihdam edildiğini anlattı (bu kişilerin neden Türkiye’de olmadığı konusuna da hafifçe değindi). Dünyada G-7, G-20 gibi bir I-10 (internet 10) birliği kurulsa, Türkiye’nin de mutlaka orada yer alacağını, ve bu kadar yoğun internet kullanımı olan ülkemizden mutlaka uluslararası başarılı projeler çıkması gerektiğini söyledi. Cemil’in yapmaya çalıştığı da bu: Yoğurt’u bir şekilde dünya çapında büyük başarı kazanmış bir proje haline getirmek.

logo_groups2- GROU.PS: Emre Sokullu da bu sabah Amerika’dan gelmiş, konferansa katılmıştı. Emre’yle de kısaca sohbet etme olanağı buldum, yine çok heyecanlıydı ve grou.ps’ta bundan sonra yapacaklarını keyifle anlatıyordu. Grou.ps şu an Alexa’da 5.000. sıraya kadar yükselmiş, ve çok ciddi bir trafik yaratır duruma gelmiş. Yani aslında şimdiden bir başarı öyküsü. Grou.ps kullanıcılarının dörtte biri Amerika’da, kalanı dünyanın farklı yerlerinden, ve özellikle de Brezilya ve Japonya’dan (ve malesef çok azı Türkiye’den). Ning gibi bir devle başarıyla rekabet eden Grou.ps da “o proje” olma yolunda güçlü bir aday.

messengerfx_logo83- MessengerFX: Benim hatam – messengerfx’i Volkan‘dan dolayı biliyordum, ama bu kadar başarılı bir uygulama olduğunu bilmiyordum. Bugün etkinlikte projenin kurucusu Yusuf Yıldırım’la tanıştım, ve anlattıklarını keyifle dinledim. MessengerFX, web tarayıcısı üzerinde anlık mesajlaşmaya olanak tanıyan bir uygulama. Yani tarayıcınızdan MSN / Live messenger, Yahoo! messenger gibi uygulamaları kullanabiliyorsunuz. Yani aslında Meebo’nun rakibi. Farklı sitelerle yaptıkları anlaşmalarla, o siteye entegre oluyor, ve kullanıcıların anlık mesajlaşma yapmalarına olanak tanıyor. Yusuf’un anlattığına göre şu an günde 300.000 kullanıcıya ulaşmış durumdalar! Henüz yatırımcıları yok (anladığım kadarıyla) ve fakat galiba yolda (anladığım kadarıyla :) ). Yusuf’un tüm dünyada hızla büyümek için ciddi planları var, ve  bunları başaracağına beni inandırdı.

Bunların dışında yine çok başarılı projelerden Mekanist’in kurucusu Ali, Rezztoran’ın kurucusu Çağla, Tish-o’nun kurucusu Fatih’le de sohbet etme olanağı buldum. Her etkinlikte bir kaç tane daha başarılı proje öğreniyorum, ve çok mutlu oluyorum. Artık o proje’ye çok az kaldı – iki üç yıl içinde bir proje şeytanın bacağını kıracak, ve o projeden sonra ülkemizden bir çok uluslararası proje güvenle dünya arenasına çıkacak.

Rixos’a gitmek ve nette tarz sorunu

9 Nisan 2009 – 11:06

FriendFeed’e son bir kaç girişimde bazı Blog yazarlarının Rixos’un pr kampanyası çerçevesinde otelde konuk edilmeleri çevresinde dönen tartışmaları görüyorum. Öncelikle belirteyim: Blog yazarının çoğunlukla hobi amaçlı yazdıkları nedeniyle bu gibi hediyeler alması, bence tamamen kendisini ilgilendirir. Blog yazarı gazeteci değildir, ki gazeteciler için bile bu konudaki sınırların çok da dar olmadığını düşünüyorum. Rixos’a giden yazarların etik olmayan bir davranışta bulunmakla suçlanmasını anlamsız buluyorum. Ama benim asıl söylemek istediğim, online dünyadaki tartışmalardaki tarz sorunu.

Rixos konusunda bir tarafın gidenleri suçlayan kavgacı üslubuna, kısa sürede aksi görüşü savunanların aynı tarzda saldırgan yazıları eklendi. Birbiriyle etkinliklerde gayet iyi şekilde konuşan, anlaşan insanlar, internet üzerinde bu olay çerçevesinde farklı konuları da katarak birbirlerini suçlamaya, hatta birbirlerine hakaret etmeye başladılar.

Blogumda bir önceki yazımı on beş yirmi gün önce yazdım. Benim açımdan gayet mantıklı bir düşünceyi savundum; uzun yıllardır savunduğum bir konuydu. Ama sonra farklı online ortamlarda bu yazıyla ilgili, benim normalde gayet mantıklı bir iletişimim olan insanlardan “saldırgan” diyeceğim tarzda yorumlar geldiğini gördüm. Yüzyüze konuşuyor olsak, ve ben o düşüncelerimi söylesem, bana neden yanlış düşündüğümü anlatmaya çalışacak olan kişiler, bloglarında ya da başka ortamlarda beni hoş olmayan ifadelerle suçluyorlardı.

Bir belgeselde, araç kullanırken insanların birbirlerinin yüzlerini görmedikleri için birbirlerine karşı anlayışsız oldukları, örneğin yolda yürürken bu gibi sıkıntıların yaşanmadığı anlatılıyordu. Tam da bunun gibi, online dünyada insanlar, içlerindeki duyguları dışarı çok daha kolay vuruyorlar. Bunun çok basit bir nedeni var: İnsanlar sosyal varlıklardır, ve sosyallikleri, birbirleriyle kurdukları göz temasına dayanır. Yüzyüze olmak, karşındakinin gözüne bakmak, insanların içgüdüsel kontrol mekanizmalarını daha iyi  çalıştırmalarını sağlıyor. Bu sosyal yetenekler, geçmiş binlerce yılda gelişmiş, ve genlerimize işlemiş. Birbirimizin gözüne bakmadan konuştuğumuz bu yeni ortam için ise bilinç altımızı baskı altında tutacak yeteneklerimiz henüz yok.

Velhasılı korkarım internet üzerinde mantıklı ve seviyeli iletişim kurmayı öğrenmemiz için bir kaç bin yıl gerekebilir.

Alan adı yönetiminin ODTÜ’den alınmasına neden sevindim

20 Mart 2009 – 23:35

.tr uzantılı alan adları, benim anladığım kadarıyla yıllardır bir kaç öğrencinin eline verilmiş, bu kadar önemli bir konu tam anlamıyla oyuncak edilmiş durumda. Çok yerde yazıldı: gayet kolay ve “AB normlarında” bir alan adı olarak, .tr’yi kolayca kullanmak varken, hadi o olmadı, “Türkçe alan adı”nın anlamına uygun olarak Türkçeye uygun uzantılar oluşturmak varken, hilkat garibesi bir alan adı sistemimiz oldu. Sonuçta kişiliksiz, standart yoksunu, tam anlamıyla bir sömürge ülke alan adı sistemi kullanıyoruz.

Biraz açayım. Öncelikle, en çok kullandığımız uzantı, artık standart hale gelmiş olan “.com”. İngilizce “commercial”dan alıntı. Türkçe değil. Sonuçta ben bir alan adı alacaksam, ve içinde zaten yabancı bir sözcüğün standartlaşmış kısaltmasını kullanacaksam, .com kullanırım, taklidini değil (yasal zorunluluk olmadıkça). Ama bu bir şey değil. Üniversitelerin kullandığı uzantı: “edu.tr” Edu yine ingilizce, “education”un kısaltması. Devlet kurumları ne kullanıyor? “gov.tr”! İnanılır gibi değil, ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi kurumları, web adreslerinde ingilizce bir sözcük kullanmak zorundalar.

biz.tr, name.tr, vs ile bu komedi devam ediyor. Arada birisi bu durumdan utanç duymuş olmalı ki (ya da tamamen ingilizce kullanmaları bile bir standart gibi algılanabilir diye düşünüp tamamen standart dışı olduklarını kanıtlamak için) belediyeler için mun.tr (atıyorum) yerine bel.tr, avukatlar için law.tr (yine atıyorum) yerine av.tr’yi oluşturmuşlar.

Ama en acıklısı, liseler için getirilen k12.tr uzantısı. k12, Amerika’da temel eğitimin 12 yıl olmasından yola çıkarak, 12 yıllık eğitim kurumları için kullanılan uzantı. Türkiye’de temel eğitim 12 yıl değil 8 yıl; k12 diye bir konsept de yok. Ama bu işten sorumlu sivri zekalı insanlar, nasıl bir kompleksle oluşturulduğunu anlayamadığım bu uzantıyı rahatlıkla anons edebilmişler.

Bugün ff’de gördüğüm “TR Uzantılı alanadı dağıtma yetkisi ODTÜ’den alındı yazısını görünce işte bu yüzden çok sevindim. Alanadı işini kime verirseniz verin, bu işi bugüne kadar yapanlardan daha iyi yapacaktır. Yani bunun daha kötüsü olamaz.

Bu görevi üstlenen Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na şimdiden başarılar diliyorum.

Nielsen raporu: Networking 2008’de de hız kesmedi

18 Mart 2009 – 22:32

Nielsen’in “Global Faces and Networked Places” adındaki Social Networking raporu bu ay yayınlandı. Aralık 2007’den Aralık 2008’e kadar olan süreyi kapsayan bu rapora göre social networking siteleri ve bloglarda harcanan zaman, internette harcanan toplam zamanın artış hızının üç katı bir hızla arttı. Dünya internet nüfusunun üçte ikisi social networking ya da blog sitelerini geziyor, ve bu sitelerde harcanan zaman, toplam internet zamanının %10’una denk geliyor.

Raporda çok ilginç bazı veriler var. Örneğin raporun geçerli olduğu sürede internet kullanım süresi %18 artarken, üye topluluk sitelerinde bu artış %63 seviyesinde olmuş. Spesifik olarak Facebook’ta geçirilen toplam sürenin artışı ise %566 !

nielsen_shot_1

Bir diğer ilginç bilgi ise, topluluk sitelerinin artık gençlerden çok orta yaşlı / yaşlı kesimin ilgisini çekiyor olması. Üniversite öğrencilerini hedefleyerek yola çıkan Facebook’un üyelerinin üçte biri 35-49 yaş aralığında, dörtte birinin yaşı da 50’nin üzerinde. Yine ilginç bir bilgi de 2-17 yaş aralığının üye topluluk sitelerini kullanımının %9 azalmış olması.

nielsen_shot_2

Raporda “reklamverenler sosyal medyayı nasıl kullanabilir, Facebook neden bu kadar popüler oldu” gibi sorulara yanıt aranmasının yanı sıra, mobil social networking de inceleniyor. Bu çok ilginç raporu buradan pdf formatında indirebilirsiniz.

İnterneti anlatacak 5 kişi

16 Mart 2009 – 22:17

Geçtiğimiz ay Digital Age’in “Devlete Dijitali Anlatacak 20 Kişi” yazısından beri, “internet dünyasına interneti anlatacak kişiler” konusunu düşünüyorum. İnternet dünyasından tanıdığım çok insan var, ve hemen hepsi de çok bilgili ve eğitimli kişiler. Yine de özellikle beş kişi, bir bilgiye, kişiye ulaşmaya, ya da stratejik bir konuda danışmaya ihtiyaç duyduğumda her zaman ilk önce aklıma gelir. Bu insanların bir ortak özellikleri var: Son derece paylaşımcılar. Ben şimdiye kadar kendilerine çok şey danıştım, ve gerçekten çok şey öğrendim.

  1. Cem Sertoğlu: Cem, Türkiye’de netle ilgili her türlü konuyu sorabileceğiniz nadir insanlardan biridir. Tam bir “süper bağlantı”dır, herkesi tanır, tüm yenilikleri csertoglubilir, sizin bu dünyada (“dünya” gerçek anlamda kullanılmıştır) tanıyacağınız herhangi biriyle onun mutlaka en azından sohbeti vardır. Bildiği her şeyi de paylaşmaktan büyük zevk alır. Projenizi anlattığınızda sizi mutlaka doğru kişilere yönlendirir, ya da hiç aklınıza gelmemiş harika fikirler verir.
  2. kerim_baranKerim Baran: Kerim tecrübesinin yanı sıra çok zekidir; zaten yonja gibi dev bir başarı öyküsü için öyle olması gerekir. Strateji geliştirmek için ilk danışmak gereken kişilerdendir. Özellikle işin parasal yönüyle ilgili konularda danıştığınızda, Harvard mezunu birisiyle konuştuğunuzu hemen anlarsınız. O da Cem gibi çok bilgilidir, ve bilgisini size aktarmaktan mutluluk duyar.
  3. Arda Kutsal: Türkiye’de herhangi birine ulaşmak istediğinizde Arda’ya sormanız yeterli – sektördeki herkesi tanır, ve herkes de onu tanır. Yeni çıkan ardaprojeleri ilk o duyar, ve o yazar. Ondan çok sözetmeye bile gerek duymuyorum, çünkü büyük olasılıkla zaten iyi tanıyorsunuz.
  4. burak_buyukdemirBurak Büyükdemir: Burak, sektörün hocası. Özellikle son bir yıldır, etohum ile yeni projeleri desteklemek için büyük uğraş veriyor. Bir yılda Türkiye’nin bir çok yerine gitti, yüzlerce potansiyel ya da aktif girişimciyle konuştu,  en başarılı projelerin seçilmesini ve desteklenmesini sağladı. Yalnızca bilen değil, aktif olarak öğretmek için uğraşan, dersler veren, kitaplar yazan bir akademisyen ve girişimcidir.
  5. İskender Dirik: İskender’i, bu beş kişi arasında en uzun süredir tanıyorum. iskenderKendisi bu listenin yanılmıyorsam en genci (Arda’nın yaşını hatırlayamıyorum :) ), ama henüz bir üniversite öğrencisiyken bile bilgisi ve zekasıyla ileride ne kadar başarılı olacağını gösteriyordu. Özellikle Almanya ve genel olarak dünyadaki projelerle ilgili sık sık İskender’in görüşlerini alırım. Bu blogun okurlarının büyük olasılıkla en az tanıdığı kişi olan İskender’in adını ileride Türkiye’de de çok duyacağız.

Not: Yazının görünümü biraz karışık oldu, ama akşamın bu saatinde webden toparladığım resimleri ancak bu kadar oturtabildim.. Bir de, biraz düşününce listeyi aslında  20’ye kadar uzatabileceğimi de görüyorum, ama en çok danıştığım kişilerle bir özet yapmak istedim. Tabi sizin de en çok danıştığınız kişileri yorumlarda duymaktan mutlu olurum.

Üniversite organizasyonları

12 Mart 2009 – 23:39

Şubat ayı içinde, Mart ayında üç ayrı üniversite konuşma yapmam için üç ayrı çağrı aldım. Bu gibi davetleri çok seviyorum, çünkü üniversite öğrencilerinin arasında çok sayıda potansiyel internet girişimcisi olduğuna inanıyorum, ve deneyimlerimin hiç değilse bazı konularda yardımcı ya da cesaretlendirici olacağına inanıyorum. Sonuçta mail aracılığıyla bu üç üniversitenin de çağrısına olumlu yanıt verdim, ve hepsiyle bir gün ve saat belirledik.

Dün bir ay öncesinden tarih ve saatini belirlediğimiz ilk etkinliğe konuşma yapmak için gittim. Kapıdaki görevliler, ellerindeki listelerden benim ismimi kontrol ettiler, ama bulamadılar. Sonra ben ellerindeki listeden günün etkinliklerine baktım, benim konuşabileceğim konularla ilgili herhangi bir şey yoktu. Neyse ki davet eden görevlinin adını almıştım. O kişiye ulaştılar, ve görevli (organizasyonu yapan kişi) kapıya gelip bana etkinliğin rektör tarafından o salona ihtiyaç duyulduğu nedeniyle iptal edildiğini, kendisinin bana bir mail gönderdiğini (ki öyle bir mail almadım), benden haber gelmeyince de mailini aldığımı varsayarak beni aramaya gerek duymadığını söyledi. Kendisine söyleyecek bir şey bulamadım, ama yaklaşık iki saatim böylece harcanmış oldu.

Bugün bir diğer üniversitede bir konuşma yapmak için saat ayarlamıştık. Bu kez tedbirli davranıp dersine katılacağım kişiye ulaştım. Bana organizatörlerin benimle temasa geçmemiş olmadığı için programın bu şekilde yapılmamış olması gerektiğini belirtti, ve – kendisinden kaynaklanan bir sorun olmamasına rağmen – kopukluk ve aksaklık nedeniyle kurumları adına özür diledi. (Aslında burada benim hatam da var, aracı olan bir arkadaşla yazışmış, ama asıl ilgililerle netleştirmeye gerek görmemiştim.) Bu kez en azından yolda geçecek zamanı kurtarmış oldum.

Haftaya üçüncü üniversitede üçüncü etkinlik var. Nasıl sonuçlanacağını gerçekten merak ediyorum.